ANALİZ
- Kaseti Çıkarsa Bahçeli....
- Uçkuru Düşük Siyaset
- "Biz Daha Millet...
- İçimizdeki Lombroso
- Soyarak Semirenler
- Oyuna Katılın...
- 20 TL.'ye Gazze...
- Darbe de İster misin
- Devlet Ciddiyeti mi...
- Siperde Çömeltme...
- 30 Yıldır Kan...
- Mustafa Reşit Paşa
- Torpilli Mücahit
- "Kıvırma" Dedi
- "Yeni Dünya...
- İsrail'in Senaryosu
- Devlet Olmak
- Toplum Mühendisleri
- Türkiye Canlı...
- Baykal mı Gelir
- CİA Taraf Tutuyor
- Ankara-Moskova
- PKK'yı Kullandığını
- Siyaset Matematiği
- Güven Bunalımı
- Kaosun Neresindeyiz
- Mutluluğun Rengi
- Gerekeni Yapacak
- Zafer Hasar
- Erbakan Şifre
- Kozmik Servis
- Pervari Adaleti
- Çatışma Ortamı
PARANOYAK YAZILAR
Blog listem
gazeteler
|
|
DENETİM BİRİMLERİNDE TASFİYE
Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Atılay Ergüven ve Genel Sekreter İsmail Gülmez, yazılı bir açıklama yaparak, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasın'ın 91 inci maddesinde yapılması planlanan değişiklikle, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarında değişikliğe gidileceğini; teftiş ve denetim birimlerinin kaldırılmasına imkan sağlanacağını ifade etti.
Devlet Denetim Elemanları Derneği'nin açıklaması aynen şöyle:
Temiz yönetimin, hesap verilebilirliğin, şeffaflığın etkin bir denetimle sağlanabileceği tartışmasız bir gerçektir. Denetim, yönetimin bir fonksiyonu ve ayrılmaz parçasıdır. Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere Anglo-Sakson ülkelerin denetim yapısı incelendiğinde, Teftiş Kurulları ve Denetim Birimlerinin iyi yönetimin sağlanmasında ve yolsuzluklarla mücadelede en önemli kurumsal yapılar olduğu görülecektir.
Yolsuzlukların önlenmesi, kamu yönetimindeki keyfiliğin ortadan kaldırılması ancak sağlam kurumsal yapıya bürünmüş teftiş ve denetim mekanizmaları ile mümkündür. Geçmişte Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile getirilen, teftiş kurulları ve denetim birimlerinin kaldırılmasına yönelik düzenlemeler, toplumun tüm kesimlerinin uzlaşması ile gündemden kalkmış ve önemli bir yanlışlıktan dönülmüştü. Ardından TBMM’de görüşülerek kanunlaşan çeşitli kamu İdarelerinin (Vakıflar Genel Müdürlüğü, SGK ve son olarak Diyanet İşleri Başkanlığının) teşkilat kanunlarında da denetim ve teftiş birimlerinin fonksiyonları korunmuştur.
Ülkemizin ihtiyacı olan; Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak, yolsuzluklarla mücadelede etkili, kayıt dışılığı önleyici, özlük sorunları giderilerek, hazırlanacak bir Temel Kanun ile kamu denetiminin uluslararası standartlara uygun şekilde yapılandırılması beklenirken; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmekte olan “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 75 inci maddesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 91 inci maddesinde yapılan değişiklikle, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarında yapılacak değişikliklerle teftiş ve denetim birimlerinin kaldırılmasının yolu açılmakta, denetim elemanlarının “Araştırmacı” olarak atanması öngörülmektedir.
Kamuda kariyer olmayan görevler, kariyer hale getirilirken, temelden kariyer görev olan müfettişlik, kontrolörlük, denetçilik, murakıplık, denetmenlik, gibi görevleri icra eden denetim elemanlarının kadroları iptal edilmektedir. Yarışma sınavı ile işe giren, 3 yıllık staj döneminden sonra yeterlik sınavında başarılı olarak atanan denetim elemanlarının “Araştırmacı” kadrosuna atanmasıyla; “tavassutla” değil “alın teri” ile elde ettikleri kariyerleri ellerinden alınmaktadır.
Ehliyet, liyakat ve uzmanlaşmayı göz ardı eden bu düzenleme mevcut haliyle yasalaştığı takdirde, eşitlik, hakkaniyet ve kamu yararı ilkelerine aykırı bir durum ortaya çıkacağı gibi, hukuki sorunları da beraberinde getirecektir.
Piyasalaşmanın da bir sonucu olarak, ülkemizde yolsuzlukların çığ gibi büyüdüğü, adli ve idari dava sayısının artık yargının kaldıramayacağı boyutlara ulaştığı gerçeği de düşünülecek olursa, yargıya sağlam delil sunan teftiş ve denetim birimlerinin kaldırılması ülkemizin yararına olmayacaktır. Teftiş-denetim fobisi içerisinde hazırlanmış, reformlara gerekçe olarak sunulan “açıklık”, “saydamlık” ve “hesap verilebilirlik”, “hesap verme sorumluluğu” ilkeleri ile de bağdaşmayan, bu girişimi kamuoyunun takdirine bırakıyor, Yüce Meclisimizin ülkemizi ve geleceğini olumsuz etkileyecek bu düzenlemeye geçit vermeyeceğine inanıyor ve bekliyoruz..
RUSYA İLE 50 MİLYON DOLAR TARTIŞMASI
Bu iddialar üzerine Türkiye'nin Ukrayna Büyükelçisi Ahmet Bülent Meriç, Türkiye'nin Kırım ile ilgili herhangi gizli bir niyet taşımadığını söyledi.
Büyükelçi, "Medyadaki, Kırım Tatarları için Türkiye’nin her yıl 50 milyon dolar tahsis ettiği haberler doğru değildir” dedi.
Ukrayna'nın Kırım Tatarlarının dönüşü, yerleşimi, eğitimi, kültürel gelişimi konusundaki çabalarını Türkiye’nin taktirle karşıladığını kaydeden Büyükelçi, "Kırım Tatarları, Ukrayna'nın sadık vatandaşı olmalılar ve bu nedenle de bunların bütün sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Biz, Kırım Tatarlarının kültürel kimliklerini koruyup millî düşüncelerini gelecek nesillere aktarmasını arzu ediyoruz" dedi.
Büyükelçi, "Her yıl bütçemizden 50 milyon dolar ayırabilseydik bu sorunlar daha çabuk çözülürdü. Biz Kırım'ın kalkınmasını istiyoruz. Sosyal ve ekonomik gerilimlerin olduğu yerde kalkınma olmaz" diye konuştu.
PKK PROPOGANDASINA 138 YIL HAPİS
Azadiya Welat Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü ve İmtiyaz Sahibi Emine Demir'in yargılandığı dava Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz yargılanan Emine Demir katılmazken, Avukatı Servet Özen hazır bulundu. Özen, savunmasında davaya konu yazı ve haberlerin düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini talep ederek, müvekkilinin beraatını istedi.
Mahkeme heyeti, kısa aradan sonra 24 yaşındaki gazeteci Emine Demir'e 2008-2009 yıllarında yayınlanan 84 ayrı haberlerde TCK'nin 314. maddesine göre "örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği" ve TMK'nın 7-2 maddesi uyarınca "örgüt propagandası" yaptığı iddiasıyla 84 kez 1 yıl 6 aydan oluşan toplam 138 yıl hapis cezası verdi.
Mahkeme ayrıca, tutuksuz yargılanan sanık Demir hakkında yakalama kararı çıkardı. Bundan bir süre önce de Azadiya Welat gazetesi yazı işleri müdürü Vedat Kurşun 166 yıl, Ozan Kılınç ise 21 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
OPERASYONLAR DURURSA BU HABER SUÇÜSTÜ SAYILIR
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’daki Halkın mücahitleri örgütünün Kandil Dağı’nda konuşlandırılması için PKK ile pazarlığa oturduğu ortaya çıktı.
İran'da yayımlanan Kayhan Gazetesi’nin haberine göre, Beyaz Saray, PKK’dan İran’daki terörist faaliyetleri ile tanınan Halkın Mücahitleri örgütünün Kandil Dağı'na yerleşmesine izin vermesini istedi.
Amerika, -birliklerinin Irak topraklarından çekilme tarihinin yaklaşması ve Irak hükûmetinin, muhalif örgütün mensuplarının yakalanıp sınır dışı edilmesi yönündeki kesin kararıyla eş zamanlı olarak- Irak'tan çekilmeden önce İran sınırındaki dağa muhalif terörist grubu yerleştirmek için şimdiden işe koyuldu.
PKK’nın lider kadrosundan bir isim, İran medyasına yaptığı açıklama ile Amerika’nın PKK ile pazarlığını gözler önüne serdi.
Geçtiğimiz cumartesi günü Beyaz Saray’dan PKK’nın liderlik konseyine bir mesaj geldiğini söyleyen isim, “Bu mesajda, Amerikalılar PKK'lı yetkililerden Halkın Mücahitleri üyelerinin İran sınırındaki Kandil Dağı'na yerleştirilmesini istediler" dedi.
Gazetecinin, "Amerikalı yetkililer, buna karşılık size ne önerdi?" sorusuna ise, PKK yöneticisi,
"Onlar bize Türk ordusunun Kuzey Irak'a saldırılarını durduracağı sözünü verdiler" karşılığını verdi.
PKK’nın lider kadrosunun ABD’den gelen bu önerinin incelediğini belirtirken nasıl bir yanıt verildiğini açıklamadı. 21.07.2010
AİLE BOYU SİYASETE SOYUNDULAR
Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan da AKP’deki danışmanlar ordusuna katılıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'deki eğitimini tamamlayan Sümeyye Erdoğan, AKP Genel Merkezi’nde dış ilişkilerden sorumlu danışman olacak.
Sümeyye Erdoğan, şimdilik dış basını yakından takip ederek babası ve Genel Başkanı Erdoğan’a günlük dış basın raporu hazırlayacak.
Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da bundan sonra siyasette aktif rol oynayacak. Referandum sürecinde AKP’nin propogandistlerinden biri olacağı belirtilen Emine Erdoğan ilk sınavını Filistin-Türk iş adamları forumunda verdi.
Emine Erdoğan, Şimon Peres'in Davos'taki Dünya ekonomik forumunda Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile tartışması sırasında neler hissettiğini anlattı.
Emine Erdoğan, "Davos'taki toplantı sırasında Peres'in konuşmasını duydum ve söylediği yalan beni o kadar kızdırdı ki, kendimi tutamayıp ağladım. İçimden şöyle düşündüm: Tanrım onu kim susturacak?” Biraz sonra da Başbakan'ın patladığını ve forumu terk ettiğini gördüm. Bu doğru bir davranıştı" dedi.21.07.2010
ARMİTAGE:TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ KRİTİK NOKTADA
Amerika'nın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, Türk-Amerikan ilişkilerinin son derece kritik bir dönemeçten geçtiğini, buna rağmen iki tarafın da ilişkilerin düzelmesin yönünde karşılıklı azami çaba sarfettiğini söyledi.
Armitage, Mavi Marmara olayı ve Birleşmiş Milletler'deki İran oylamasında Türkiye'nin "Hayır" oyu kullanmasının ikili ilişkilerdeki sorunları artırdığına vurgu yaptı. Son gelişmeler ışığında iki ülke arasındaki iletişim kopukluğunu eski bakan yardımcısı şöyle açıkladı:
"Birçok Amerikalı, NATO üyesi iki ülkenin birbirini desteklemesi gerektiğine inanıyor. Bununla birlikte Ankara ve Washington arasında bir iletişim sorunu yaşandı. Örneğin,Amerika İran konusunda Türkiye'yi İran ile müzakereleri yürütmesi için teşvik etti. Ancak bu konuda beklentilerin arttığından Türkiye'ye haber vermedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan müzakereler anlaşmayla sonuçlandığında Washington'dan tebrik beklerken, ‘Hayır, teşekkürler’ yanıtı aldı. Türkiye'nin BM'deki oylamada çekimser veya "Hayır" oyu kullanması konusunda da bir iletişimsizlik yaşandı."
Başbakan Erdoğan'ın Mavi Marmara olayından sonra yardım istemek üzere İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat'ı değil, Başkan Barack Obama'yı aramasının ilişkilerin düzelmesi arzusuna bağlayan
Armitage, Türkiye'nin ekseninin Doğu'ya kaydığı endişelerinin Amerika’da da varlığını hissettirdiğini söyledi.
Armitage, "Washington'da böyle bir endişe var. Bunun bir iki farklı temeli var. Uzun bir süre Türkler ve Amerikalılar Türkiye'nin NATO'nun güney kalesi olduğu düşüncesiyle rahattı. Ancak soğuk savaş siyaseti sona erdi. Bazı Amerikalılar bunun farkında değil. İkinci olarak Amerika'nın Türkiye'nin AB'ye üye olması yolundaki çabaları kısa vadede başarılı olamayacak. Türkiye'ye kısa vadede bir AB üyeliği mümkün gözükmüyor. Bu, Türkiye'nin Batı'ya sırt döneceği anlamına gelmiyor. Ancak, aynı zamanda Doğu'ya ve Güney'e bakması da olağan" dedi.
Armitage, Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokollere de değindi ve Washington'un bu protokollerin özellikle Karabağ sorununun çözümüne yardımcı olmasını umduğunu belirtti. "Ancak bu görüş yanlış çıktı" diyen Armitage, bunda bütün tarafların payı olduğunu ve ders alınması gerektiğini söyledi. 21.07.2010
VE ABD TÜRKİYE’YE “ÇIKH” DEDİ
Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine kanlı baskın sıcaklığını korurken, Başbakan Erdoğan’ı Hamas ile El-Fetih arasında arabuluculuğa soyunduran Davutoğlu, Erdoğan’a, “El-Fetih ile barış konusunda Hamas’tan yetkiyi aldım” açıklamasını yaptırdı. Ancak Hamas, “Biz Mısır’dan başka arabulucu istemiyoruz” açıklamasını yapınca Erdoğan’ın Orta Doğu’daki aktif diplomasi hevesi de bir anda söndü.
“Sınır komşuları ile sıfır sorun” politikası çerçevesinde İran ile takas anlaşması yaparak Batı ile İran arasında da arabuluculuğa soyunan Davutoğlu, şimdi de ABD’den kırmızı kart gördü. Clinton’ın son telefon görüşmesinde Davutoğlu’na “Aradan çıkın” dediği, Davutoğlu’nun da “Tamam” dediği ortaya çıktı.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile 45 dakika telefon görüşmesi yapmayı bile iç politikada reklam aracı yapan Türk Diplomasisi, ABD’nin görüşmenin içeriğini açıklaması ile şok oldu.
Üst düzey bir ABD'li yetkili, sözkonusu telefon görüşmesinde Türkiye'nin, İran'a nükleer programı konusunda baskı yapma hususundaki uluslararası çabaların dışında kalmayı kabul ettiğini söyledi.
Amerikalı Yetkili, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton'ın 45 dakikalık telefon görüşmesinde, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'ndan meseleyi BM Güvenlik Konseyindeki daimi üyelere ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna bırakmasını istediğini söyledi.
Aynı yetkili, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın bu isteiğinin Davutoğlu tarafından da kabul edildiğini açıkladı.
HİNT OKYANUSU KABARIYOR
Hint Okyanusu'nda deniz seviyesi hızla yükseliyor. Bangladeş, Endonezya ve Sri Lanka'da deniz seviyesine yakın yerlerde yaşayan milyonlarca insanın hayatı tehlikede.
Colorado Üniversitesi ve Ulusal Atmosferik Araştırma Merkezi araştırmacıları, deniz seviyesinin yükselmesinin, iklim değişikliğinin bir parçası olduğunu ve denizlerin ısınması ile atmosferik dolaşım düzenindeki değişikliklerin bunu tetiklediğini kaydetti.
Araştırmacılar, denizlerin yükselmesinin selleri artıracağını, ekinleri, evleri ve geçim yollarını büyük riske atacağını vurguluyor. Değişiklikleri daha iyi anlamanın, geleceği planlama ve risk değerlendiresinde önemli olduğu belirtiliyor.
Öte yandan araştırmacılar, başka yerlerde deniz seviyesinin azaldığını belirlediler. Araştırmada, Seyşel Adaları ve Tanzanya'nın özerk Zanzibar adasında denizin en düşük seviyeye indiği gözlendi.
Araştırma ekibinin, 1960'lı yıllardan bu yana Hint Okyanusu'ndaki deniz seviyesinin yükseldiğini tespit için med-cezir ölçüm bilgileri, uydu gözlemleri ve bilgisayarda iklim modellerini kullandığı ifade edildi.
Dünyada deniz seviyeleri genel olarak 3 milimetre yükseliyor. Bilimadamları, hava sıcaklığının artmasından sera gazlarının sorumlu olduğunu belirtiyor. Okyanusların bu fazla ısının büyük bir kısmını içine çektiği, bunun da genişlemelerine ve seviyelerinin yükselmesine neden olduğu kaydediliyor. Daha sıcak havanın, ayrıca buzulları ve Grönland ile Batı Antartika'yı örten buzu erittiği belirtiliyor.
DAVUTOĞLU’NDAN 10 AY GECİKMELİ GELEN YANIT
Ermenistan Protokolü ile ilgili Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemi ile 4 Eylül 2009’da yazılı soru önergesi veren DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, tam 10 ay sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan sorularına yanıt alabildi.
Süleyman Yağız, Ermenistan Protokolü ile ilgili Başbakana 11 soru yöneltti. İşte o sorular:
1- Azerbaycan ziyaretinizde, “Yukarı Karabağ’da işgal sona ermeden Ermenistan ile sınırların açılmayacağı” yönünde verdiğiniz söz, Azeri kardeşlerimiz için çok önemli bir güvenceydi. Bu sözünüz, Ermenistan protokolü ile çelişmiyor mu? “Yukarı Karabağ’ın işgali neden, kapıların kapanması sonuçtur” sözünüzün artık bir anlamı kalmadı mı?
2- Aynı ziyaretiniz sırasında, “Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşlik gerçek bir kardeşliktir. Halklarımız birlikte sevinmiş, birlikte üzülmüş ve gerektiğinde birlikte savaşmıştır” dediniz. Ermenistan protokolü ile gerçek kardeşliğe zarar verilmiş olmadı mı?
3- Ziyaretinizde, “Bu konuda hiç geri adım atmadık, bundan sonra da atmayacağız. Azerbaycan'ın üzüntüsü bizim üzüntümüz, sevinci bizim sevincimizdir, herkes müsterih olsun işgal sona ermeden, düşüncelerimizi değiştirmeyeceğiz. Tek gayemiz Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında, normalleşme yönünde ilerleme kaydederken, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Yukarı Karabağ sorunun çözümü için uygun şartların oluşumudur” diyerek bir kararlılık ortaya koydunuz ve bu nedenle Azeriler tarafından da ayakta alkışlandınız. Ermenistan protokolü, bu kararlılığınızı anlamsızlaştırmadı mı?
4- Başka bir ifadeyle, o gün verdiğiniz sözden, şimdi geri adım atmış olmadınız mı? Böyle bir çelişkiyi nasıl açıklayabilirsiniz?
5- Türkiye ile Ermenistan arasında varılan uzlaşıya Azerbaycan’dan sert tepkiler geldi. Örneğin tanınmış siyaset bilimcisi Vafa Gülüzade, mutabakatı sert dille eleştirerek “Türkiye, Azerbaycan’a ihanet ediyor” iddiasında bulundu. Gülüzade, “Türk liderliğinin bu hatalı eylemleri, Azeri-Türk bağlarını yok edebilir” görüşünü de öne sürdü. Azerbaycan’daki sert tepkileri ve Gülüzade’nin iddialarını nasıl karşılıyorsunuz?
6- Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Elhan Poluhov, “Ankara defalarca açıklamada bulundu; Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye-Ermenistan sınırları açılmayacak. Bu yaklaşımı Türkiye Başbakanı Erdoğan da bu yılın Mayıs ayında Azerbaycan’a yaptığı ziyarette Milli Meclis’teki konuşmasında dile getirdi” dedi, “ancak şimdiki durumda sınırların açılmasının Azerbaycan’ın çıkarlarına aykırı olduğunu” vurguladı. Bu tür değerlendirmeler, Türkiye-Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerinin derinden etkilenmesine ve Türkiye’ye karşı güvensizlik duygusunun yaygınlaşmasına neden olabilir mi?
7- Azeriler’e verilen sözün tutulmaması Türkiye yönetiminin uluslararası planda zayıflamasına, güçsüzleşmesine ve itibar kaybetmesine yol açmaz mı?
8- Ermenistan protokolünün yürürlüğe girmesi için TBMM’nin onayının şart olduğunu söylemekle kime, nasıl bir mesaj vermek istediniz?
9- Bu tür işler, Anayasal zorunluluk olarak zaten böyle olmuyor mu? Meclis’teki çoğunluğunuzla bu konuda istediğiniz sonucu alacağınıza göre, bu sözünüz, protokolün onaylanmayacağı anlamına mı geliyor? Sözünüz, bu açıdan Azeriler için bir güvence sayılabilir mi?
10-Yoksa, tersi bir durum mu söz konusudur? Yani, protokolün TBMM’de –muhalefetin itirazına karşın- onaylanması durumunda, “Ne yapalım, TBMM böyle takdir etti” mi diyeceksiniz?
11- Ermenistan protokolü ile Türkiye, vazgeçilemez ilk şartını bile kabul ettiremediği Ermenistan’a ödün vermiş olmuyor mu? Hükümetinizi bu tür ödünleri vermeye zorlayan, örneğin, kamuoyunda yaygın bir kanaat olan “ABD’nin isteği” gibi nedenler mi vardır?
DAVUTOĞLU’NUN YANITI
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 10 ay gecikmeli de olsa Süleyman yağız’ın sorularına verdiği yanıtta şu
görüşleri ifade etti:
“Ülkemiz için stratejik önem taşıyan Güney Kafkasya bölgesinde kalıcı bir barış ve istikrarın kurulması Türk Dış Politikası temel hedeflerinden biridir. Ancak, bu bölgede mevcut siyasî ihtilaflar, barış ve istikrarın tesisine engel oluşturmakta, hem bölge ülkelerinin hem de ülkemiz gibi bu bölgeye komşu coğrafyalarda bulunan ülkelerin güvenliği için sürekli bir tehdit teşkil etmektedir.
Ermenistan’la ilişkilerimizin normal bir zemine kavuşturulması amacıyla başlattığımız normalleşme süreci, sadece aynı coğrafyayı paylaştığımız bir komşu ülkeyle mevcut sorunlarımızı ortadan kaldırmayı değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’da sürdürülebilir bir barış ortamının yaratılmasını kolaylaştırmayı da amaçlamaktadır.
Bölgemizin kalıcı bir barış ve istikrara kavuşması için, Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşmenin yeterli olmayacağı ve bu çabalara paralel olarak Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ihtilafın çözümü için de somut adımlarının atılmasının gerekliliği, Ermenistan’la başlatılan sürecin başından beri Sayın Başbakanımız başta olmak üzere tüm üst düzey yetkililerimizce vurgulanan bir husus olmuştur.
Hükümetimiz, esasen, Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde yaşanacak olumlu yöndeki gelişmelerin, Azerbaycan ve Ermenistan arasında yürütülen müzakerelere de olumlu etki edeceği inancındadır. Nitekim, Türkiye – Ermenistan normalleşme sürecinde sağlanan ilerlemeye paralel olarak son dönemde Azerbaycan-Ermenistan Devlet Başkanları arasındaki görüşme sürecinin de hız kazandığı, iki Devlet Başkanının sadece 2009 yılının ortasından bu yana dokuz defa görüştükleri de dikkate alındığında, açıkça görülmektedir.
Diğer yandan, Hükümetimiz başından beri Ermenistan’la yürütülen sürecin Azerbaycan için taşıdığı hassasiyetin bilinci içinde hareket etmiş ve Azerbaycan yetkililerine sürecin her aşamasında gerekli bilgilendirmede bulunmuştur. Azerbaycan yönetimi Hükümetimizin konuya yaklaşımını ve maksatlarını açıkça bilmektedir.
Kardeş Azerbaycan’la ikili ilişkilerimiz, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri içinde her zaman istisnai bir yere sahiptir. Ermenistan’la yürütülen süreçte de Azerbaycan’ın iyiliği ve menfaatleri hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir. Türkiye bu ülkeye başından beri verdiği güçlü desteği bundan böyle de sürdürme kararlılığındadır. Hükümetimizin bu konuda sarf edilen sözlerden geri adım atması söz konusu değildir.
Bölgemizde mevcut çatışma ve husumet ortamının tüm bölge ülkelerine zarar verdiği inancıyla Türkiye, Ermenistan’la imzalanan Protokollerle bölgedeki sorunların çözümü için kendi inisiyatifiyle önemli bir adım atmıştır. Bu sürecin tüm bölge ülkeleri için yararlı neticeler verecek bir mecrada ilerlemesi, şüphesiz Ermenistan da dâhil tüm tarafların, çözümü kolaylaştıracak yapıcı bir tutum içinde bulunmalarına bağlı olacaktır.
Ermenistan’la hazırlanan Protokollerin imzalanmasıyla süreç sona ermiş değildir. Protokollerin yürürlüğe girmesi için her iki ülkenin Parlamentolarınca onaylanması gerekmektedir. Protokollere ilişkin nihai karar, bu çerçevede Yüce Meclise aittir.14.07.2010
20 TL.’YE GAZZE SAVUNMASI
İsrail komandoları Mavi Marmara gemisine saldırdığı saatlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Şili’deydi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Şili öncesi Brezilya’da Erdoğan’la birlikteydi. İran krizini görüşmek üzere çağrıldığı Washington’a geçerken geldi saldırı haberi. Erdoğan ilk telefon görüşmesinde Davutoğlu’na, “Dünyayı ayağa kaldırın” talimatı verdi.
O da öyle yaptı. BM Güvenlik Konseyi’ni ayağa kaldırdı. Ama Türkiye’yi ayağa kaldırmak unutulmuştu. Belki de kimileri için Türkiye’yi ayağa kaldırmak dünyayı ayağa kaldırmaktan daha zordu.
Türk hükümeti dünyayı ayağa kaldırırken sınırları içindeki sessizlik, yabancıların bile dikkatini çekecek kadar ağırdı. Yani AKP hükümetinin diplomasi koridorlarında çınlayan haykırışlarına inat Türkiye’de sessizlik hakimdi.
İsrail’in Ankara Büyükelçiliği önündeki protesto gösterilerine katılanların sayısı, bırakın yüz binleri, on bini bile bulmadı. Göstericilerin sayısı bin, bilemediniz bin 500 ile sınırlı idi. Biz de buna “Kontrollü öfke” demiştik.
Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Şimdi sözü Mavi Marmara saldırısından hemen sonra İsrail’den Ankara’ya gelen Uri Fields’in 11 Temmuz’da Jerusalem Post Gazetesi’nde yayınlanan izlenimlerine bırakıyorum:
“Mount Scopus kütüphanesine giderken arayan patronum, “Uri, Ankara'daki bazı İsrailli çalışanlarımız
işten atıldı. Benim de yarın sabah Ankara’da bir teknisyene ihtiyacım var. Gider misin?" dedi. Hiç düşünmeden “evet” dedim. Bu olay filo baskınından birkaç gün sonra yaşandı ve konuyla ilgili haberler İsrail’e karşı nefret ve düşmanlık ateşiyle yanan Türkiye’yi anlatıyordu. Ankara’da ne ile karşılaşacağımı çok merak ediyordum.
Havaalanından beni İsrail güvenlik personeli eşliğinde bir Türk şoför aldı. Yolda Türk şoföre, "İşler karışık mı?" diye sordum. “Hayır, pek sayılmaz. Türkler çok da umursamıyor” yanıtını verdi.
Bu yanıt bana inandırıcı gelmedi. Ancak, şoförden, bizim sansasyonel medyamızda yer almayan bazı gerçekleri öğrendim. Türkiye'nin başkentinde yaklaşık 4.5 milyon insan yaşıyor. Filo olayı sonrası İsrail Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösterilere sadece 1000 Türk katılmıştı.
Ancak bir gün sonra Tel Aviv'deki Türk Büyükelçiliği önünde düzenlenen protesto gösterisine bu sayının
yaklaşık iki katı kadar insan katıldı. Ayrıca Ankara polisine göre AK Parti, 1000 Türk protestocunun her birine 20 TL vermişti.”
Uri Fields’in, gazetede yayınlanan izlenimlerinin bundan sonraki bölümünde bizim bilmediğimiz çok önemli veriler yok.
Fakat Uri Fields’in Türk Polisi’ne dayandırdığı 1000 kişilik protestocunun her birine “AKP’nin 20 TL. verdiği” iddiası hayli önemli.
Sözün burasında bazıları, “Hırsızın hiç mi suçu yok” tezinden yola çıkarak, “Bir Yahudiye mi inanıyorsun?” diye sorabilir. Sorun, buna benim inanıp inanmamam değil. Sorun, ortada böyle bir iddia varsa, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Başbakanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı ile AKP Genel Merkezi’nin bunu yalanlayıp yalanlamamasında.
Eğer, İsrail’de yayınlanan bir gazetenin teknisyeni, Türk Polisi’ne dayandırarak, Türk siyasi tarihindeki yerini alacağından kimsenin kuşku duymayacağı bir olayda, “götüre usulü” kiralanan protestocular kullanıldığını yazıyorsa VAH HALİMİZE.
Seçim meydanlarında “BİNDİRİLMİŞ KITALARI” duymuştuk da GAZZE DAVASI’NDA KİRALIK KITALARI ilk kez duyuyoruz.
Demek ki, birilerinin “İSLAM KARDEŞLİĞİ”, “ARAP KARDEŞLİĞİ” çok ucuzmuş. GAZZE’DE TÜRK BAYRAKLARINI KAPIP SOKAĞA FIRLAYAN ÇOCUKLAR KURŞUN YERKEN, ANKARA’DA BİRİLERİNİN BUNU KUMANYA VE 20 TL. KARŞILIĞI YAPMASI İNSANLIĞIN YÜZ KARASIDIR. Gazzeli çocuklar, İsrail gazetesinde yayınlanan bu iddiayı çoktan duydu. Türkiye’ye karşı Arap aleminde büyüdüğünü söylediğiniz sempati nefrete dönüşmeden biriniz çıkın bu iddiayı yalanlayın.
Eğer bu iddia doğru ise, birinin de Kudüs sokaklarında Mavi Marmara baskınını protesto ederken İsrail polisinin sert müdahalesi sonucu gözlerini kaybeden, 21 yaşındaki Amerikalı üniversite öğrencisi ressam Emily Henochowicz’ten özür dilemesi gerekiyor.12.07.2010
KNESSET'TEN MAVİ MARMARA'DAKİ MİLLETVEKİLİNE AĞIR CEZA
İsrail Parlamentosu, Arap kökenli milletvekillerinden Haneen Zoabi'nin, Mavi Marmara gemisinde eylemcilerin arasında yer almasından dolayı bazı haklarından mahrum edilmesine karar verdi.
Arap milletvekillerinin de bulunduğu İsrail Parlamentosu Genel Kurulu, Zoabi'yi İsrail demokrasisini tehlikeye attığı ve tehdit oluşturduğu gerekçesiyle cezalandırdı.
Haziran ayında, parlamentonun ilgili komitesi, İsrail ordusunun hedefi olan Mavi Marmara gemisinde bulunduğu için Zoabi'nin bazı haklarının alınmasına karar verdi.
Oylama sırasında bazı Arap ve Yahudi Milletvekilleri, Zoabi'ye verilen cezanın İsrail demokrasisine zarar vereceğini savunarak karara karşı çıktı.
Parlamentonun 16 oya karşı 34 oyla kabul ettiği yaptırımlar arasında, Zoabi'nin diplomatik pasaportunun elinden alınması, yardım filosuna katılması ve bununla ilgili ortaya çıkabilecek olası tüm davalara karşı mali desteğin kesilmesi ile parlamento üyesi olarak gideceği denizaşırı seyahatler ile ilgili tüm ayrıcalıkların sonlandırılması yer aldı.14.07.2010
12. CASUS DA SINIRDIŞI EDİLDİ
Amerika Birleşik Devletleri’nde bir Rus casus ağının dağıtılmasının ardından bu ağ ile bağlantılı tutuklanan 12'nci kişi de sınırdışı edildi.
Sınır geçişleri ve yasadışı göç olayları gibi konulardan sorumlu olan The Homeland Security Department yetkilileri, Alexey Karetnikov isimli kişinin göçmenlik konularıyla ilgilenen mahkeme tarafından sınırdışı edilmesine karar verildiğini açıkladı.
Karetnikov'un ABD’ye 2009’da girdiği saptandı. Amerika’da 10 kişi “Rus casusu” suçlamasıyla tutuklandıktan sonra mahkemeye sevkedilmiş, Washington ile Moskova arasında yapılan diplomatik anlaşmayla Rusya'da Batılı istihbarat örgütleri adına casusluk yapmakla suçlanan 4 kişiyle Viyana'da takas edilmişti. Soruşturmada adı geçen 11'inci kişi ise Kıbrıs Rum kesiminde tutuklandıktan sonra kefaletle serbest bırakılmasının ardından kayıplara karışmıştı. 14.07.2010
TDK: Şapka İşareti Hiçbir Zaman Kaldırılmadı
Türk Dil Kurumu’nun 78. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla “Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu” yazılımı, düzenlenen törenle sanal ortamda kullanıma sunuldu.
TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, 78. kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen törende Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği doğrultusunda kurulan TDK'nın, Türk Dili tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.
Atatürk'ün Türkiye İş Bankasındaki hisselerinin gelirlerinden ilgili kurumlara düşen payın vasiyetname hükümleri ve CHP'nin verdiği talimatla her yıl ödendiğini kaydeden Akalın, bu konuda gösterdikleri ilgi ve duyarlılık için CHP yöneticilerine teşekkür etti.
“ŞAPKA İŞARETİ HİÇBİR ZAMAN KALDIRILMADI”
TDK'nın son bir yıl içindeki çalışmaları ve yaptıkları hakkında da bilgi veren Akalın, kamuoyunda bilinenin aksine TDK'nın ''bazı harfler üzerindeki şapka işaretini hiçbir zaman kaldırmadığını”, “çok oturgaçlı götürgeç”, “ulusal düttürü” gibi sözcükleri de hiçbir zaman türetmediğini belirtti.
Konuşmanın ardından TDK'nın sanal ortamdaki yeni yazılımları “Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu” ve “Sıkça Yapılan Yanlışlara Doğrular Kılavuzu” tanıtıldı. 12.07.2010
İSRAİL SORUŞTURMA KOMİSYONU SALDIRIYI SAVUNDU
İsrail'in, Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapılan baskınla ilgili yürüttüğü askeri soruşturmada Operasyonda bazı hatalar yapıldığı kabul edilmekle birlikte operasyona katılan askerlerin herhangi bir ihmali olmadığına karar verildi.
Bu kararla birlikte bir anlamda 9 Türk’ün öldürüldüğü operasyonla ilgili tüm sorumluluğun siyasilerde olduğu da ilan edilmiş oldu.
İsrail komandolarının Mavi Marmara gemisindeki dokuz Türk’ü öldürmelerinin ardından kurulan askerî komisyon, hiç de sürpriz bir karar almadı. Askeri soruşturma sonucuna göre, İsrail askerleri öfkeli
bir kalabalıkla karşılaşmaya hazırlıklı değillerdi ve kontrolü ele alabilmek için ateş açtılar. Komandoların beceriksizliklerinin olmadığını ama bazı ihmallerinin sözkonusu olabileceğini değerlendirirken askerler için disiplin cezasına da gerek olmadığına karar verildi.
31 Mayıs saldırısıyla ilgili soruşturmayı yürüten İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Direktörü emekli General Giora Eiland, "Soruşturma sonucunda herhangi bir konuda ihmalkârlık görülmedi" dedi. Soruşturma komisyonunun raporunda saldırıyı gerçekleştiren komandolardan övgüyle söz edildi.
Raporunda, askerî istihbarat kurumları, askerlerin karşılaşabileceği şiddetli direnişin derecesini tam tahmin edememekle ve askerî komutanlar ise, hatalı bir şekilde komandoların helikopterlerden öfkeli kalabalığın içine inmeleri emrini vermekle suçlanıyorlar.
Emekli general, eylemcilerin İsrail askerlerinin silahlarını ele geçirdiğini ve bu silahları İsraillilere karşı kullanarak en az dördüne ateş ettiğini ileri sürdü. Generalin raporuna göre, ilk ateş açan eylemcilerdi ve muhtemelen eylemcilerin gemide silahı vardı.
Eylemciler, silahları bulunmadığı ve geminin Türkiye'de kontrolden geçtiği konusunda ısrar ediyorlar.
Her ne kadar Eiland herhangi bir askerî lideri suçlayıp istifa etmeleri talebinde bulunmadıysa da, raporda daha
çok üst düzey kararlar eleştirildi ve aralarında Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Oramiral Eliezer Marom'un da olduğu bazı yetkililerin akıbeti ile ilgili sorular gündeme geldi. 13.07.2010
TÜRKİYE DEVRE DIŞI
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad,İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim devam ettiği sürece Türkiye’nin barışın tesisinde arabuluculuk yapamayacağını açıkladı. Esad bununla da yetinmedi, Türkiye’nin arabuluculukta ısrar etmesi halinde Orta Doğu’nun bütününün olumsuz etkileneceğini ifade etti.
Madrid'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Suriye Devlet Bakanı Beşar Esad, “Eğer Türkiye ile İsrail arasındaki ilişki onarılmazsa, Türkiye'nin bölgesel müzakerelerde rol oynaması çok zor olacak" dedi. Bir zamanlar İsrail'in en yakın Müslüman müttefiki olan Türkiye son dönemde, Suriye ile dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapıyordu. 06.07.2010
LİBERMAN'DAN AĞIR HAKARET
Mavi Marmara baskınının altında ezilen İsrail’in Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, Davutoğlu’nun 3 seçeneğini değerlendirirken Türkiye’den özür dilemeyeceklerini bir kez daha yineledi. Ancak, bu kez üslubunu bir kaç ay önceki müttefikine hakaret noktasına vardırdı.
Türk diplomasisinin yanlış yolda olduğunu ifade eden Liberman, geride bıraktığımız Cuma günü “Gizli Görüşme Krizi”ni aşmak için Başbakan Netenyahu ile yaptığı görüşmeden sonra farklı bir üslup takınmaya başladı. Belki de Davutoğlu’nun gizli görüşmesinden dolayı içpolitikada aldığı ağır yara nedeniyle Liberman, doğrudan Davutoğlu’nu hedef almaya başladı.
Türk diplomasisinde ciddi bir değişiklik gözlendiğine işaret eden Liberman, bu değişimin 40 yıl geriye gidiş şeklinde olduğunu söyleyen Liberman, Türk diplomasisinin Ayetullah Humeyni dönemindeki İran diplomasisini çağrıştırdığını söyledi.
“Sanki İran’daki Ayetullah Devrimi dönemindeyiz” diyen Liberman, İsrail Ordu Radyosu’na yaptığı açıklamada İsrail’in, “Gazze filosu” baskını nedeniyle Türkiye’den özür dilemeyeceğini tekrarladı. Türkiye’nin “yanlış diplomasi” yürüttüğünü öne süren Lieberman, “Her ülke, kendi diplomasini seçiyor ve Türkiye, yanlış yönü seçtiği için üzüldüm. Türkiye yanlış diplomasi seçtiği için İsrail’in özür dilemesi veya diplomasisinde rota değiştirmesi gerekmezdi” dedi.
Türk diplomasisindeki sorunun İsrail olmadığını belirten Liberman, “Bizim sorun olmadığımızı, sadece bahane olduğumuzu anlamalıyız” dedi. 06.07.2010
DAHA AÇIK NASIL YAZILIR?
Almanya’da yayınlanan NZZ Am Sonntag gazetesinin Pazar günkü sayısında Silke Mertins, Türkiye-İsrail ilişkilerini irdelendi.Biz yorum yapmadan yorumcunun yorumunu aynen iletiyoruz size:
Mavi Marmara baskınının ardından Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler, tarihinin en kötü dönemini yaşamaya başladı. Ancak, iki ülke de en azından şimdi tekrar konuşabiliyor. Bu konuşma öncesi Türkiye Başbakanı, Toronto’da Obama ile bir görüşme yaptı. Görüşme gecikmeli başladı. Obama Erdoğan ile ne fotoğraf çektirdi ne kameralara poz verdi, ne de ortak basın toplantısı yaptı.
Birleşik Devletler Başkanı tarafından böyle bir muameleye maruz kalmış bir kişi, ABD Başkanının kendisine ciddi bir şekilde kızgın olduğundan emin olabilir. Obama, Toronto'da daha da ileri gitti.
Başkanla görüşmenin "samimi, açık ve dürüst" geçtiği belirtildi. Bu açıklamaların diplomasi dilindeki tercümesi: "Gerilim yüksekti."
Amerika’nın bir süredir bazı açıklamalarında Türkiye'yi "stratejik ortak" olarak tanımlamaması dikkat çekiyor. Batılı diplomatlar, ABD Başkanı’nın Erdoğan'ın İran’a bu kadar yaklaşmasından dolayı soğuk davrandığını söylüyorlar ve, bunun Türkiye’ye, “İran Cumhurbaşkanı’na bu kadar sempati gösteren Türkiye bizim dostumuz olamaz" mesajı içerdiğini belirtiyorlar.
Beyaz Saray, Ankara'nın sadece İran ve Suriye'ye yanaşmasından değil, İsrail ile yaşanan tehlikeli çatışma eğiliminden dolayı da üst düzey alarm durumunda. Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri, iki yıldır sert bir
düşüş eğiliminde. Yardım konvoyuna yapılan baskına kızgınlığı nedeniyle Türkiye son olarak hava sahasını İsrail askerî uçaklarına kapattı.
Washington, iki müttefikin tekrar yakınlaşmasından yana. İsrail'in eski Türkiye Büyükelçisi Eli Shaked "Amerika baskısı etkisini gösterdi" diyor.
Gerilimi azaltması öngörülen görüşmeler Brüksel'de yapıldı. Türk gazetelerinin haberlerine göre, Türkler ve İsrailliler tarafsız bir isim altında lüks bir otele yerleştiler. Bir tarafta Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenine sahip İsrail Ticaret Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, diğer tarafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yakınlığı ile ve Türk dış politikasının mimarı olarak tanınan Ahmet Davutoğlu. MAVİ MARMARA RAFA MI KALDIRILIYOR?
Krizin tarafları Başbakan Netanyahu ile hükümet ortağı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, cuma günü bir araya geldi.
Netenyahu, görüşme hakkında kendisine bilgi verilmediği için Lieberman'dan özür diledi. Netenyahu bununla da yetinmedi bir daha benzer bir olayın tezahür etmeyeceği sözü verdi.
Görüşme sonrası Dışişleri Bakanı Liebarman'ın makamından yapılan yazılı açıklamada, Davutoğlu ile gerçekleşen gizli görüşmenin uygunsuzluğuna da atıfta bulunuldu ve, bundan sonra koalisyon hükümetinde benzer tatsızlıklar yaşanmayacağının altı çizildi.
Görüşmenin perde arkasından sızan bilgilere göre, Liebarman, Netanyahu'ya Türkiye ile gizli görüşmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.Liberman, içeride kolalisyon ortaklığına, dışarıda İsrail’in uluslar arası duruşuna ve çıkarlarına zarar verdiğini söylediği görüşmenin detaylarını öğrenirken, ABD’nin baskısı ile Türkiye’ye herhangi bir söz verilip verilmediğini de sordu.
Liberman’ın sorularına yanıt veren Netenyahu, o sözlerini birkaç saat sonra çıktığı bir televizyon programında İsraillilere de açıkladı. Netenyahu, İsrail'in Mavi Marmara baskını ile ilgili Türkiye’den özür dilemeyeceğini belirtirken Ankara’nın tazminat talebinin de gizli görüşmede ele alınmadığını açıkladı.
Netenyahu televizyon kanalından yaptığı açıklamada, bir anlamda Türkiye ile Mavi Marmara krizinin şimdilik açılmamak kaydı ile rafa kaldırılabileceğinin sinyallerini de verdi. Netenyahu, televizyon konuşmasında, “Ankara ile herhangi bir anlaşma olmasa da görüşme yapılması iyi oldu. İplerin kopmasını önleme çabası, İsrail ile Türkiye'nin çıkarınadır” dedi.
Görünen o ki, gizli görüşme krizinin ilk patlak verdiği gün, “Her şey ABD ile koordine ediliyor” diyen Liberman haklı çıkmıştır. Gizli görüşmeden somut bir kazanım elde etmeseler de iki taraf, Washington’ın baskısı ile barışmak zorunda kalmıştır. Mavi Marmara baskınında yaralananların, yarası kabuk bağlamadan Türkiye ile İsrail arasındaki kriz, nekahet dönemine girdi bile. Ne diyelim. Ateş halâ düştüğü yeri yakıyor.05.07.2010
DAVUTOĞLU:TALEP İSRAİL'DEN GELDİ
“GİZLİ GÖRÜŞME” OBAMA’NIN BASKISI İLE GERÇEKLEŞTİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrail Ticaret, Sanayi ve Çalışma Bakanı Benjamin Ben-Eliezer arasındaki “gizli” görüşmenin ABD Başkanı Barak Obama’nın “baskısı” ile yapıldığı iddia edildi.
İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesi, “Obama, gizli görüşmeleri yapması için İsrail ve Türkiye’ye baskı yaptı” başlıklı haberinde, “Üst düzey bir İsrailli yetkili ile Türk Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmenin, Obama Yönetiminin baskısıyla gerçekleştiği görünüyor” diye yazdı.
Haberde “Kudüs’teki üst düzey bir kaynağın” Beyaz Sarayı’nın toplantının yapılması için ısrar ettiği ve görüşmenin detaylarıyla iki tarafla koordine ettiğini doğruladığı belirtildi. 01.07.2010







